Kalp ve damar sağlığı hakkında aradığınız herşey

kalbini sev!

TAVİ – AMELİYATSIZ KASIKTAN GİRİŞ YÖNTEMİ İLE KAPAK DEĞİŞİMİ


Tarih Aralık 12, 2017 | Henüz yorum yok
Yazar: Doç. Dr. Ahmet Karabulut

‘’Ameliyat riski yüksek hastalarda uygulanan anjiyografik aort kapak değişimi TAVİ olarak adlandırılır. TAVİ yöntemi ile hastalar kısa süre içerisinde taburcu olarak normal yaşantılarına geri dönerler’’

İlerlemiş kapak hastalıklarında ameliyat yıllar boyu değişmeyen tek tedavi seçimi olmuştur. Özellikle ek hastalıkları mevcut yaşlılarda ameliyat her zaman iyi sonuç vermemekte ve çeşitli komplikasyonlara hatta hastanın kaybına yol açabilmektedir. Bu noktada hareketle yıllarca cerrahi yöntemle yapılan kapak değişimlerine alternatif aranmış ve bu çalışmalar 2002 yılında ilk kasıktan anjiyografi yöntemi kullanılarak ameliyatsız kapak değişimi yapılması ile başarılı sonuç vermiştir. Geçen 15 yıl içerisinde hem kullanılan tekniklerde, hem de malzemelerdeki gelişmelere bağlı olarak ameliyatsız kasıktan giriş yöntemi ile kapak değişimi en çok yapılan işlemlerden biri haline gelmiştir. Bu süre içerisinde ameliyat riski yüksek olan hastalara bu işlem uygulanmış ve ameliyat ile karşılaştırıldığında olumlu sonuçlar vermiştir.

Kimlere yapılır?

TAVİ adı verilen ameliyatsız kapak değişimi işlemi temel olarak ameliyat riski yüksek aort kapak hastalarına yapılır. Hastanın uygunluğuna konsey karar verir. Aşağıda sayılan durumlarda ameliyatsız kapak değişimi daha çok tercih edilir.

  • 75 yaşın üzerindeki hastalar
  • Fiziksel olarak düşkün hastalar
  • Daha öncesinde kalp ameliyatı olmuş hastalar
  • Kalp yetersizliği hastaları
  • Böbrek yetersizliği hastaları
  • Felç geçirmiş hastalar
  • Ciddi akciğer yetersizliği bulunan KOAH hastaları
  • Karaciğer yetersizliği hastaları
  • Ömür beklentisi yüksek ilerlemiş kanser hastaları
  • Boyun ve göğüs bölgesine ışın tedavisi almış hastalar
  • Vücut direncini kıran kronik hastalığı olanlar

Kimlere yapılmaz? Devamı

AMERİKA HİPERTANSİYON SINIRLARINI NEDEN AŞAĞIYA ÇEKTİ ?


Tarih Aralık 7, 2017 | Henüz yorum yok
Yazar: Doç. Dr. Ahmet Karabulut

‘’Etkili tedavi ve takip  ile tansiyon kontrol altına alınmadıktan sonra ; sadece kılavuz ve önerilerle hipertansiyon hedeflerini aşağı çekmek hastaya pek fayda getirmeyecektir!’’

 

Hipertansiyon ya da tansiyon yüksekliği dünyadaki en önemli sağlık sorunlarından biri olup, hastaneye yatış ve ölümün önde gelen sebeplerinden biridir. Kontrolsüz yüksek tansiyon hastalarında felç, kalp yetersizliği, böbrek yetersizliği ve şah damar-aort genişleme hastalıkları oldukça sık izlenir. Büyük tansiyonda 115 birimden başlayarak her 20 birimlik artış; küçük tansiyonda 75 birimden başlayarak her 10 birimlik artış ölüm riskini ikiye katlamaktadır. Bu kadar önemli bir hastalıkla mücadele istenilen seviyede değildir ve tansiyon hastalarında kan basıncının kontrol oranı %50 nin altındadır. Tansiyon yüksekliği ile etkin mücadele için sürekli kılavuz ve öneriler yayınlanmaktadır. Son yayınlanan Amerika kılavuzu büyük tartışmaları beraberinde getirmiştir.

 

Son Amerika kılavuzu tansiyon sınırını 140/90 dan 130/80 değerine çekti. Uzun süredir tansiyon ile mücadelede yeni öneri sunmayı bırakın, 3 yıl öncesinde 60 yaş üzeri tansiyon sınırını 150/90 değerine yükselten Amerika neden böyle bir karara imza attı?

 

Böyle radikal bir karar almanın en önemli sebebi, hipertansiyon ile mücadelede dağılan dikkatleri tekrar toplamak temel amaç gibi görünüyor. 45 yaşın üzerindeki kişilerin gelecek 40 yıl içinde hipertansiyona yakalanma ihtimalinin % 90 saptanması ve hipertansiyonun ölüm sebepleri arasında ilk sıralarda gelmesi böyle bir adımın atılmasını zorunlu kılmış gibi görünüyor. Avrupa kılavuzlarını uygulayan ülkemizde aslında bu sınır 2007 Avrupa kılavuzu yayınlandığında zaten geri çekilmişti. Kalp yetersizliği, böbrek yetersizliği olan, felç geçiren hastalarda zaten sınır değer 130/80; şeker hastalarında 13/85 birim olarak belirlenmişti. Bu önerilerde 2013 yılında gevşeme yaşanmış ve tedavi sınırı 140/90 birime çekilmiştir. Bu durum hekimlerin tedavi protokollerinde varyasyonlar yapsada bazı hekimler sıkı kontrolden yana olmuş ve daha alt sınırları hedef edinmiştir. Amerikanın aldığı ve geri adım olarak yorumlanacak bu karar bir sonraki Avrupa kılvuzlarını da şüphesiz etkileyecektir. Bununla birlikte tansiyonun ölçüldüğü mekan ve zamana göre, ölçüm şekline göre bu sınır değerlerde değişim olabilmektedir. Devamı

BÜYÜKŞEHİR GÜRÜLTÜSÜ KALPLERİ TEHDİT EDİYOR


Tarih Eylül 28, 2017 | Henüz yorum yok
Yazar: Doç. Dr. Ahmet Karabulut

”29 Eylül Dünya Kalp Günü için hazırladığımız özel haber”

Kalp ve damar hastalıkları bütün dünyada en önde gelen ölüm sebebi olmaya devam ediyor. Öyle ki her 40 saniyede 1 kişi kalp ve damar hastalıklarından kaybediliyor. Bu hastalığın gelişiminde büyükşehir yaşantısının rolü olduğu sürekli söyleniyor. Şehir yaşantısının getirdiği sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve stres kalp krizi gelişiminde temel faktörlerin başında geliyor.

Sıklıkla gözden kaçan bir diğer etken ise gürültü kirliliği. Yanlış duymadınız, gürültü kirliliği kalp krizi sayısında artışa yol açıyor. Şehirde yaşanan gürültü kirliliğinin % 80 i yollardan gelen trafik gürültüsü oluşturuyor. Buna raylı sistem ve havaalanı gürültüsü de eklendiğinde şehir gürültüsünün çoğunluğunun ulaşım ve trafik kaynaklı olduğunu söyleyebiliriz. Gürültü kirliliğinin kalbe olan zararlı etkisi çeşitli araştırmalar ile gösterilmiş. Son olarak dünyanın en gürültülü şehirlerinden birisi olan Madrid teki araştırmada trafik gürültüsünün kısa dönemde bile kalbi etkileyebileceği gösterilmiş. Ölçüm yapılan bölgelerin yarıdan fazlasında gürültü düzeyleri, dünya sağlık örgütü verilerinin üzerinde saptanırken bu bölgelerde kalp krizi sayılarının daha fazla olduğu gözlenmiş. Kalp krizi gelişiminin % 3 ünde trafik gürültüsü ana etken olarak gözlemlendiği araştırmada; yaşlılarda riskin daha fazla olduğu gözlenmiş. Gürültüdeki her 1 dBA birimlik artış kalp damar hastalıklarından ölüm oranını % 3.8 arttırırken, 65 yaş üstü kişilerde kalp krizi riski 3 kat daha fazla saptanmış. Gürültü kirliliği ve trafik konusunda Madrid ile yarış halindeki İstanbul da riskin ne kadar büyük olduğu apaçık bir gerçek. Trafik gürültüsüne stresin de eşlik etmesi, ani bir sinir boşalması kalp krizi riskini belirgin olarak arttıracaktır. Devamı

D VİTAMİNİNİ YÜKSELTİRKEN CİLT KANSERİ OLMAYIN!


Tarih Mayıs 22, 2017 | 1 Yorum
Yazar: Doç. Dr. Ahmet Karabulut

D vitamini vücut yapımız için son derece önemli bir vitamin olup, bir çok farklı hücrenin sağlıklı kalmasında kritik rol oynamaktadır. Eksikliğinde başta kemik yapısında bozulma olmak üzere bir çok hastalık yüzdesinde artış olurken, insanlarda beklenen ömür süresini de kısaltmaktadır. Güneş vitamini olarak adlandırılan bu vitamin eksikliği oldukça sık olup, dünyada 1 milyarın üzerinde kişiyi etkilediği düşünülmektedir. D vitamini seviyesini yükseltmenin en geçerli yolu ise güneşlenmektir. Ancak akılcı güneşe çıkılmadığı taktirde D vitamini seviyesini yükseltmeyi bir tarafa bırakın cilt kanserine yakalanma riskiniz ciddi artış gösterebilir.

D vitamini neden düşüyor?

D vitamini seviyesini arttıran temel faktör güneş ışınlarındaki UVB ışınlarıdır. Bu ışınlar oldukça kırılgan yapıya sahiptir. Kış aylarında atmosferden geçişi kısıtlıdır ve ekvatordan uzak ülkelerde sadece yaz döneminde etkili olarak alınabilir. Artan şehirleşmenin beraberinde getirdiği yüksek binalar ve hava kirliliği, alışveriş merkezleri ve kapalı ortamlarda yaşam süresinin uzaması UVB ışınlarından faydalanmayı azaltan temel etkenlerin başında gelir. Ayrıca dengesiz beslenme de ağızdan alınan D vitaminini kısıtlayacaktır.

D vitamini eksikliği nasıl bulgu verir?

En sık kas iskelet sistemi etkilenir ve vücudun direnci azalır

  • Sık aralıklarla hastalanmak
  • Genel yorgunluk ve zayıflık hali
  • Kemik ve sırt ağrıları
  • Mutsuzluk hali ve depresyon
  • Yara iyileşmesinde gecikme
  • Kemik yoğunluğunda azalma ve kemik erimesi
  • Saç dökülmesi
  • Gezici kas ve vücut ağrıları

D vitamini ile hangi hastalıklar önlenir? Devamı

GÜNDE 10 000 ADIM ATARAK SAĞLIKLI VE MUTLU KALIN💪🏻😀❤️


Tarih Mayıs 10, 2017 | 1 Yorum
Yazar: Doç. Dr. Ahmet Karabulut

”Günde 10 bin adım atarak vücudunuzu baştan ayağa koruma altına alacaksınız”

Tembellik ve hareketsiz yaşam şekli çağımızın baş edemediği temel sağlık sorunlarından birisidir. Öyle ki temebellik ve hareketsiz yaşantının tetiklediği hastalıklardan yılda yaklaşık 5 milyon kişi kaybedilmektedir. Birçok hastalığın tetikleyici olan bu tembellikten kurtulmanın en kolay yolu ise düzenli spor yapmaktan geçiyor. Hızlı tempo yürüyüş, bisiklet, yüzme, bahçe işleri, dans…Haftada en az 150 dakika yapmanız gerekiyor. Bu süreyi 300 dakikaya çıkardığınızda ise göreceğiniz fayda daha da artıyor. Bunların hiçbirini yapamam diyenlerdenseniz tembellikten kaçışın en kolay yolu adım atmaktan geçiyor. Günde atacağınız 10 000 adım ile en başta kalp sağlığınızı koruma altına alırken, bütün vücudunuza azımsanmayacak olumlu etkiler katabilirsiniz.

– Kilo verdirir. Şişmanlık çağımızın en önemli sağlık sorunlarından biri. Kilo vermenin temel mekanizması ise kalori yakmaktan geçiyor. Diyet ile kısıtladığımız kalorilerin yanına 10 000 adım koyduğumuzda günlük ortalama ek 500 kalori yakmış olacağız. Bu durumda kilo vermek oldukça kolaylaşacaktır.

-Yağları yakar. Günlük 10 000 adımın en büyük faydalarından biride kolesterol dengesini düzenleyerek yağ yakılmasına katkı sağlamasıdır. Özellikle trigliserid diye adlandırılan kandaki yağ seviyesini sadece adım atarak düşürebilir. Damarları koruyan ve HDL denilen koruyucu kolesterolü yükseltmenin en geçerli yolu günde 10 000 adım.

-Vücut direncini arttırır. Günlük 10 000 adım ile vücut metabolizması hızlanır ve kas ile eklem kuvvetlerinde artış olur. Kemik yapısında kuvvetlenme olur. Vücuttaki enerji seviyesinin artışına bağlı olarak yorgunluk hissi azalır, vücuttaki müzmin gezici ağrılar kaybolur.

Beyin sağlığını kuvvetlendirir. Günde 10 000 adım ile beyinden salgılanan endorfin, seratonin gibi maddeler vücutta stresi azaltarak genel bir mutluluk ortamı sağlar. Depresyon belirtilerinden belirgin azalma olur. Dikkat ve konsantrasyon yeteneği artar. Günlük düzenli adım atanlarda felç riskinde azalma izlenmiştir. Ayrıca beyin sağlığının güçlenmesine bağlı olarak erken bunama ve Alzheimer gibi hastalıklarında sıklığında azalma olur. Devamı

KADINLAR ERKEKLERE GÖRE DAHA UZUN YAŞIYOR!


Tarih Mart 8, 2017 | Henüz yorum yok
Yazar: Doç. Dr. Ahmet Karabulut

”Kadın kalbi hastalıklara daha dayanıklı ancak bir o kadar da kırılgan! Kadınların daha uzun ömürlü olmasının sebebi nedir? Kadınları erkeklerden farklı kılan başlıca özellikler nelerdir? Bu konu başlıklarını, 8 Mart dünya kadınlar gününe özel hazırladığımız yazıda bulacaksınız”

Kadın olmak mı avantaj, erkek olmak mı? Cinsiyetin getirdiği özelliklerle hastalıklar arasında bağlantı var mıdır? Bu sorularla ilgili tartışmalar bitecek gibi gözükmüyor. Genel olarak zayıf ve kırılgan olarak nitelendirilen kadınlar aslında oldukça güçlü ve dirençli bir yapıya sahip. Kadın olmanın getirdiği farklılıklar kimi zaman avantaja da dönüşebiliyor. Kadınları erkeklerden farklı kılan başlıca özellikler şu şekilde sıralanabilir.

  • Kadınlar erkeklerden uzun yaşıyor

Normal yaşam beklentisi kadınlarda yaklaşık 5 yıl daha fazla. Buna sebep olarak kadınların kalp ve damar hastalıklarına daha az yakalanması, sosyal ilişkilerinin erkeklere oranla daha sağlam olması ve kişisel bakımın daha iyi olması gösterilmektedir.

  • Kadın kalbi kalp krizlerine daha dayanıklıdır

Erkeklerle karşılaştırıldığında damar hastalığı oluşum riskinde 10 yıllık fark vardır. Bunun temelinde kadınlık hormonunun koruyucu etkisi ve sigara alkol gibi zararlı alışkanlıkların daha az olması temel gösterilmektedir. Ancak bu fark menopozdan sonra azalmaktadır.

  • Kadın kalbi kırılgandır

Kadın kalbi erkeklere oranla damar hastalığına daha dirençli görünse de aslında kırılgandır. Genelde aşırı stres ve üzüntünün tetiklediği kırık kalp hastalığı kadınlarda daha sık izlenir. Kadın kalbinin damarları daha incedir ve büzüşmeye daha meyillidir. Bu nedenle hasara uğramış kadın kalbinin damarlarını tedavi etmek daha güçtür. Bu nedenle,kalp krizi geçiren kadınlarda ölüm oranı erkeklere oranla daha yüksektir. Kadın kalbinin atım sayısı daha fazladır, stresle çarpıntıya daha çok meyillidir.

  • Kadınlarda koruyucu kolesterol düzeyi daha yüksektir Devamı

AŞK VE SEVGİ İLE DAHA SAĞLIKLI BİR YAŞAM ♀♥♂


Tarih Şubat 11, 2017 | Henüz yorum yok
Yazar: Doç. Dr. Ahmet Karabulut

” 14 Şubat’a özel haberimiz: Aşk ve sevgi kalbe iyi gelir ”

Kalbin hızlanması, ellerde terleme, yüzde kızarma, anlamsız bir huzursuzluk hali…Ciddi bir hastalığı yada kalp krizini düşündürebilecek bu bulgular aslında vücudumuzun ürettiği aşk iksirinin marifetleri.. Aşk denildiğinde herkesin yüzünde tebessüm, kalbinde bir hareketlenme olur. Kalp daha hızlı ve daha farklı atmaya başlar. Bütün bu etkiler beyinden salınan oksitosin, dopamin, seratonin, endorfin gibi olumlu hormon düzeylerinde artış ile olur. Kalbimizi hareketlendiren ise adrenalin ve norepinefrin hormonlarıdır. Bütün bu hormonlar aşk iksirinin içeriğini oluşturur. Peki vücutta bu kadar hormonların hareketlenmesine yol açan aşk kalp için zararlı mı? Aşk kalbe iyi gelir mi? Sevgi kalp krizini önler mi? gibi sorular sıklıkla zihinleri meşgul eden ve net olarak cevaplanamamış konulardır. Yapılan bilimsel araştırmalar kalp başta olmak üzere aşkın vücut sağlığını olumlu şekilde etkilediğini göstermektedir. Aşkın vücutta oluşturduğu olumlu etkileri sizler için sıraladık:

Aşk kalbe iyi gelir: Aşk başlangıçta kalbi hareketlendirse de, uzun vadede kalp krizi riskini azalttığı gözlenmiştir. Mutlu ve huzurlu bir ilişki yaşayan çiftlerde kalp krizi görülme riskinin azaldığı gözlenmiştir.

Aşk tansiyona iyi gelir: Sıcak bir kucaklaşma sonrası gelecek 10 dakika sevgi dilli konuşmanın tansiyonu düşürdüğü gösterilmiştir. Bu etkinin temelinde vücutta artan gevşeme hormonu oksitosinin etkisi vardır.

Aşk kolesterole iyi gelir: Mutlu birliktelik yaşayan çiftlerde vücuttaki stres hormonlarının azalmasına paralel olarak kolesterol seviyeleri daha düşük izlenmiştir. Devamı

DEPRESYON KALP KRİZİ RİSKİNİ İKİYE KATLIYOR!


Tarih Ocak 5, 2017 | Henüz yorum yok
Yazar: Doç. Dr. Ahmet Karabulut

”Depresyondayım, unutuldum……çok yalnızım” şarkısını mırıldanıyorsanız hiç vakit kaybetmeyin! Kalbiniz risk altında olabilir! Depresyon ve kalp hastalıkları el-ele, kol-kola giden ve ömrü kısaltan hastalık ikilisidir.

Çağımızın baş edilmesi en zor hastalıklarından birisidir depresyon. Şehir yaşantısının getirtiği zorluklar, ekonomik zorluklar, iş stresi, ailesel problemler sıklıkla depresyon ile sonuçlanıyor. İnsanımızın yarısında depresyon belirtileri saptanmış. Bu belirtilerin ilerleyip major depresyon dediğimiz tedavi gerektiren hastalığa dönüşüme riski ise üçte bir civarında. Yani ülkemizde her 10 kişiden biri tedavi gerektiren major depresyon hastası. 2014 yılında ülkemizde depresyon ilacı alan kişi sayısı 8 milyonu aşmış durumda. 2020 yılından sonra kaygı ve depresyon hastalıklarının en sık gözlenen hastalık grubu olacağı tahmin ediliyor.

Depresyonla kalp hastalıkları arasındaki ilişki neredeyse yumurta-tavuk döngüsüne eşdeğer seviyede. İki durumda birbirini tetikliyor. Depresyon olan kişilerde kalp krizi riski ikiye katlanmış durumda. Yine depresyon saptanan kalp krizi hastalarında 5 yıllık ölüm riski 3 kat daha fazla. Daha önce depresyon belirtisi olmayan ve kalp krizi geçiren hastaların yaklaşık % 40’ında yeni depresyon gelişimi mevcut. Yani depresyon kalp hastalıkları riskini, kalp hastalıklarıda depresyon riskini ciddi şekilde arttırıyor. Depresyon kalp yetersizliği hastalarında da ciddi bir problem oluşturuyor.

Depresyon saptanan kalp yetersizliği hastalarında hastaneye yatışlar daha sık ve ömür beklentisinde kısalma mevcut. Depresyon ritim bozukluklarını da tetikleyen bir hastalık. Depresyon hastalarında ortalama kalp hızı artarken, düzensiz atımlar ve atriyal fibrillasyon gibi ritim bozuklukları daha sık gözleniyor. Depresyona zemin hazırlayan kaygı bozuklukları, evhamlı yapı, yalnız yaşamak, sosyal izolasyon gibi durumlarda da kalp krizi riskinde artış mevcut. Devamı

LİPOSUCTİON – YAĞ ALDIRMA AMELİYATI KALP KRİZİNİ TETİKLER Mİ?


Tarih Ocak 3, 2017 | Henüz yorum yok
Yazar: Doç. Dr. Ahmet Karabulut

”Kozmetik amaçla yapılan yağ aldırma operasyonları ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Kilo vermek için öncelik, sağlıklı yaşam önerilerinin uygulanması olmalıdır.”

Toplumda hızla artan şişmanlığa paralel olarak yağ aldırma operasyonları her geçen gün daha fazla yapılmaya başlanıyor. İşlem sayısı her geçen gün artan yağ aldırma operasyonları nadir de olsa ciddi istenmeyen sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu operasyon; ısrarla risksiz bir işlem gibi lanse edilmeye çalışılsa da; operasyon uzman hekimler tarafından yapılmadığı takdirde sonrasında hayatın kaybedilmesine kadar giden süreçler yaşanabiliyor.

Yağ aldırma ameliyatı sonrası ölüm sebebi kalp krizi olarak ifade edilse de altta yatan mekanizma genelde farklı. Yağ aldırma operasyonu sonrası ölüm oranları 2-10/10000 oranında değişiyor. Ölümü tetikleyen 3 ana etken yağ embolisi, sıvı-mineral dengesi bozukluğu ve anestezinin getirdiği riskler.

Yağ embolisi; operasyonun en korkulan komplikasyonu olup, yağın damara karışarak akciğere gitmesidir. Büyük emboliler kalp yetersizliği ve ritim bozukluğuna yol açarak ölüm ile sonuçlanabiliyor.

Sıvı-mineral dengesi bozukluğu; operasyon sırasında yağ dokusunun serbestleşmesi için vücuda sıvı enjekte edilip tekrar geri çekiliyor. Bu işlem sırasında oluşacak sıvı ve mineral dengesizliği, kalp yetersizlikleri ve ciddi ritim bozukluklarını tetikleyerek ölüme yol açabiliyor.

Anestezinin getirdiği riskler; yağ aldırma operasyonları genelde ek estetik operasyonlar ile birlikte yapılıyor. Bu da anestezi süresinin uzamasına yol açıyor. Özellikle yaşlı ve kalp hastalığı için risk faktörü olan kişiler uzamış anestezi etkisine bağlı olarak kalp krizi geçirebiliyor. Bu nedenle de özellikle riskli hastaların anestezi öncesi kalp hastalığı açısından değerlendirilmesi önem arz ediyor. Devamı

KALP HASTALARI İÇİN UÇAK SEYAHATİ REHBERİ


Tarih Aralık 29, 2016 | Henüz yorum yok
Yazar: Doç. Dr. Ahmet Karabulut

” Normal koşullarda yapılan uçak ile seyahat kalp krizi riskini arttırmaz”

Uçak ile yolculuk hızlı, rahat ve güvenli seyahat şeklidir. Ancak özellikle uzun süreli yolculuklar kalp hastaları için hep stres kaynağı olmuştur. Öyle ki uçak içinde gelişecek fenalaşma ihtimali ve müdahale ihtimalinin kısıtlı olması temel korku kaynağıdır. Uçak yolculuğu kalp krizi riskini arttırmamakla birlikte kalp hastalarına vede risk altındaki kişilere ek yükler getirir. Yolculuk öncesi havaalanı transferi zorlukları, check-in ve pasaport kuyrukları, taşınan bavullar, rötarlar kişiler üzerinde hep stres oluşturur. Ayrıca uçağın kalkışı ve ani yükselişi ile hava boşluklarındaki ani irtifa düşüşleri yolcular üzerinde ek stres oluşturacaktır. Uçak ile seyahat korkusu da ayrı bir risk teşkil eder.

Uçak içinde yolculuk yaklaşık 1500-2000 metre yükseğe seyahat ile eşdeğer koşullara sahiptir. Yolcuların nabız sayısında artış ve düşük neme bağlı hava yollarında kuruma gelişebilir. Özellikle bacaklarda oluşabilecek pıhtı riskini azaltmak için bol sıvı alınmalı ve aralıklı ayağa kalkıp yürünmelidir. Bacak toplar damarlarında yetersizlik olan kişiler varis çorabı kullanmalıdır. Kalp hastaları ilaçlarını yanında taşımalı ve her zamanki saatinde ilacı kullanmalıdır. Heyecan ve korkuya bağlı tansiyon değerlerinde ani yükselişler olan kişilerin yanlarına tansiyon cihazlarını almaları faydalı olacaktır.

Kimler uçak yolculuğu yapmamalı:

  • Yeni kalp krizi geçiren hastalar 1 hafta boyunca
  • Stent takılan hastalar 5 gün boyunca
  • By-pass olan hastalar 2 hafta boyunca uçak yolculuğu yapmamalıdır.
  • Ayrıca kontrolsüz kalp yetersizliği olan, kontrol edilmemiş yüksek tansiyon ve ritim bozukluğu olanlar, bacak damarlarında pıhtı tespit edilenler tedavi oluncaya kadar uçak yolculuğu yapmamalıdır.
  • Yolculuk öncesi göğüs ağrısı yaşayan kişilerin muayene olduktan sonra seyahat etmesi önerilir.
  • Kalp pili taşıyan hastalar uçak yolculuğu rahatlıkla yapabilir. Ancak seyahat öncesi manyetik kontrol noktalarından geçerken dikkatli olmaları önerilir. Bu kişiler kalp pili kimliklerini yanında taşımalı ve manyetik kapıdan geçmemek için görevlilere göstermeleri gerekmektedir.

Devamı

Sonraki sayfa »

Doç. DR Ahmet Karabulut
KARDİYOLOJİ UZMANI

drkarabulut@gmail.com
GSM: +90.505.3577477

Abone ol

ACIBADEM ATAKENT HASTANESİ

Acıbadem

ACIBADEM ÜNİVERSİTESİ

Acıbadem

RANDEVU İÇİN TIKLAYIN

RANDEVU

KALBİNİSEV.ORG TWİTTER’DA!

ARAMA

Admin